30 Ekim 2014 Perşembe

Malcolm X

Onlar her yerde vardı.
Bazen güler yüzlü
Bazen çok çirkindiler.
Tutarlardı her zaman
Tüm köşe başlarını.
İçinde civcivler büyüttüğüm
      camdan misketlerimi
              alır
                    ve kırarlardı.

Gelmezdi akıllarına
Malcolm X'in dönüşü
Öldürdükleri kuşun
Susmayacak ötüşü.

Ama çocuk büyüdü
Güllü konak küçüldü.
Onlar şimdi neredeler
Nerede o cariyeler
Biliyorum yok oldu
           tüm eski aboneler.

Maymun gözünü açtı
Kuşlarsa daha özgür
Tek tutsak bir ben kaldım...
Kırılan misketleri
Daha onaramadım...


Üstün  İzat

25 Ekim 2014 Cumartesi

Şişe Kapağı Komedisi.


BİZ BUNU ZATEN HİÇ SORGULAMADIK Kİ, KOYUN GİBİ MİLLETİZ,
HANGİ AKILLI 3-5 Kg. ATIK KAPAK MALZEMESİNE BİR TEKERLEKLİ SANDALYE VERiR? NİYE VERİR? TEKERLEKLİ SANDALYENİN ELLE HAREKETLİLERİ 350 TL'den BAŞLAR, AKÜLÜLER 2.500 TL DAN BAŞLAR. VERECEKSE KAFADAN MERAL HANIM GİBİ YEKTEN BAĞIŞIM DER, EN iYİSİNDEN GÖNDERİR. YILAR ÖNCE KANSER TEDAVİSİ DİYE OKTAY BABUNA İÇİN VERDİĞİMİZ DÜNYA KADAR KAN ÖRNEKLERİNİ DE NASIL VE NE AMAÇLA KULLANDIKLARINI DUYDUĞUMUZDA ŞAŞIRMIŞTIK. Rezillik... MAVİ KAPAK !...

Doğa ve insanlara çok zararlı olan pet şişeler toplanmıyor da, neden kapakları toplanıyordu. Bu mavi kapaklar çok mu kıymetli idi. Hayır. Pet şişe üreticileri, ürettikleri bu zararlı maddeyi toplamak ve dönüştürmekle yükümlü idiler. Ama bunları toplamak, biriktirmek ve dönüştürmek hem masraflı hem de zordu. Bu kadar zahmete girmektense, bürokrat ve politikacılarla kol kola girdiler ve bir çare buldular. Pet şişe kapağını toplayan, aynı miktar şişeyi toplamış sayılacaktı. Öyle ya, ellerinde kapak olduğuna göre, elbette şişesi de vardı !. Peki bu kapaklar kime toplatılacaktı. Burada ikinci bir oyun devreye girdi. 500 kilo kapak getirilmesi halinde, özürlülere bir adet tekerlekli iskemle verilecekti. Böylece hayırsever halkımız, kandırılarak çöpçü gibi kullanıldı. Tekerlekli iskemlede payımız olsun diye düşünen insanlar; ceplerine, çantalarına, ev ve iş yerlerine doldurdukları mavi kapakları, daha büyük toplama ünitelerine attılar. Kapaklar buradan üreticiye gitti. Üretici bu kapakları “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na” göstererek, aynı miktar pet şişe topladığını beyan etti. Hem cezadan kurtuldu, hem de teşekkür aldı. Oysa tek bir şişe bile toplanmamıştı. Denizler, göller, akarsular, yollar, parklar, bahçeler pet şişeler ile dolmuştu ama ağızlarında tek bir kapak yoktu. Üretici, fabrikatör-akıllı iş adamı, çakma piyasadan aldığı en ucuz ve sağlık için zararlı birkaç tekerlekli iskemleyi, basın huzurunda vererek bir övgü de buradan aldı. Pek çok kişi, kullanıldıkları için üzgündü. Üstelik bu kullanılmaya özürlüler de alet edildikleri için iki defa üzgündüler. Bu şekilde bir kullanılmaya araç olarak kullanılan bürokrat ve siyasiler hakkında hiçbir işlem yapılmadığı için bir kez daha üzgündüler. Kim bilir, nerede ve kaç defa daha kullanıldıklarını, aldatıldıklarını düşündükleri için de kızgındılar. Ama bir kesim daha vardı ki, yazılanları ciddiye almıyor, inanmıyor ve eski görüşlerinde direniyorlardı. Bu kişiler ya çok “iyi niyetli” ya da “niyetsiz”diler. İşte bu yazı onlar için yazıldı; Eski yönetmelik yürürlükten kaldırılarak, 24.8.2011 gün 28035 sayılı Resmi Gazete’de bir yönetmelik yayınlandı. Adı “Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği” idi. Yeni yönetmeliğin 4. maddesinde “nelerin ambalaj ve nelerin ambalaj atığı” olduğunun “Ek.1 sayılı cetvelde” gösterileceği yazılı idi. “Ambalaj Tanımına İlişkin Örnekler” başlıklı Ek:1 sayılı cetvelin, 1. maddesinde “Ambalaj ve atık olarak kabul edilen maddeler” sayılmıştı. Bunların arasında aynen şu madde vardı : “Su, maden suyu, meyve suyu, şampuan, deterjan ve benzeri ambalajların kapakları” Yani yalnızca “kapak” ibaresi vardı, kapağın ucunda olduğu şişelerin ismi geçmiyordu, yönetmelikten çıkarılmıştı. ve “kapak toplamak” yeterli idi. İşte böyle yönetiliyor, böyle kandırılıyorduk. Bu yazımız da hala
 ayılmayanlara “kapak olsun!” 

Av.A.Erdem Akyüz Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı

20 Ekim 2014 Pazartesi

Absürt Bir Öykü

Sana güzel öyküler anlatacağım... güzel bir gün batımında...
Hatta çocukların gözyaşlarından yaptığım kristal avizeler takacağım yüreğinin ortasına.
Karnım tok deme.
BUYUR rakı soframıza.
Sana en güzel mezeleri sunacağım...
Eski şarkılar dinleteceğim taş plaktan ; belki Safiye ‘de olur aramızda...
Bir gün keyfim yerinde olursa eğer ve de akşamüstü, sancısız iniyorsa denizin bittiği yere.
Zavallı cılız bir uskumru ızgarada küfrederken kendi kaderine
ve bardaklarımız beynimizde sinsi bir egemenlik kurarken ;
sana gümüş kanatlarıyla Gençlik Parkın'da yüreklere inen Sevim Çağlayan'ı anlatacağım... İstersen de Profundis’ten söz ederim yalancı çobandan...mutlu çobandan. ya da camiden incir çalan çocuğun tabanlarındaki yaralardan dökülen ezgilerden derlediğim besteden ,  bir iki tını da sunabilirim sana.
Başka öyküler de anlatırım istersen ;
Beyoğlu’nun ara sokaklarından.
Üç simit için kulamparaların hışmına uğrayanüç sarı çocuktan
 ve anaları  Papatyalı Gülşen’den ;
 daha üç ay önce Zambak sokakta kanlar içinde yatarken ‘’Beni kocam olacak O puşt vurdu; sattığı adamlarla çıplak yatıyorum diye ‘’ bağırarak can verdiği geceden.
Dur kaçma rakımız bitmedi daha... anlatacak çok şey var.
Çok şey var ama ;
güzel öyküler de kalmadı galiba.

Üstün İzat      
                                                                                                                     

ŞİMENDİFER SAATLERİ

Yanımdaydı masalım, içimin şarkıları
Simit aldım, çay söyledim kendime
Falıma kendim baktım çağırmadım falcıyı
Bir balığın kulağına gizlice
Sözcükler fısıldadım, köpüklendi su
Çoğaldı yeryüzü kendimi azımsadım

Çeyreklere sığıyor ömürler
Sığıyor saniyeye korkuların kokuları
Işık hızından hızlı geçiyor yaşadığımız
Kullanmayı unuttuğumuz giysiler
Gramofonlar çalıyor çalıyor bir yerlerde
Yadsıdığımız sevinçli yaslarımız

Bardağımda yarımdı çay
Sigaram tütüyordu, yarımdı saatin biri
Az ilerde bir kadın çay bahçesinde
Maviyi kırmızıya katıp mor örüyor
Tren kalkmak üzereydi bir gardan
O kendisine oturuyor, kendimde ben
Kaç dünyada sabah oldu
Kaç gece geçti gözlerimizden

Arife Kalender

Bir Ella şarkısı ve düş kırıklığı !

Dün bir intihar videosu izledim. Canım sıkıldı .
Sempatik okuması yazması düzgün bir genç, artık yaşamdan tat almadığını ve intihar edeceğini söylüyor ;
Ella fitzgerald’ın Every Time We Say Goodbye
Şarkısıyla veda ediyordu. Başa çıkılabilir bireysel bir sorun yüzünden , bukadar tantanaya gerek kalmadan , 
sessizce gidebilirdi diye düşündüm. Ya da bilinçli bir şekilde toplumun Algılayacağı mesajlar bırakarak  yani ,
unutulmaz olarak .

Üstün İzat